TEKSTİLBANK | Ücretsiz Tez Ödev Proje Sunum | Türkiyenin Tekstil Döküman Bankası |

Orjinal Görünüm: ISO 14001 Türkiye'de Çevre Yönetim Sistemi Standardı
Şu Anda Kısıtlanmış Görüntüleme Modundasınız. Orjinal Görünüm için, Buraya Tıklayın
ISO 14001 Türkiye'de Çevre Yönetim Sistemi Standardı

Sürdürülebilir Çevre ve Ekonomi İçin Bir Araç: Türkiye’de ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı
İbrahim Güray YONTAR
Araş. Gör,. Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı, Kamu Yönetim Bölümü, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi
Özet
20. yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren çevre kirliliği sorunu önem kazanmıştır. Sınır aşan çevre kirliliği, çevre sorunlarına uluslararası işbirliği ile çözüm aranmasını zorunlu kılmıştır. Amacı, mal ve hizmetlerin üretilmesi sürecinde atıkların azaltılmasını, çevrenin korunmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak olan çevre yönetim sistemleri önem kazanmıştır. Bu nedenle Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu tarafından ISO 14000 Standartlar Serisi geliştirilmiş ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı 1996 yılında ilan edilmiştir. Sertifikaya verilen önem sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir ticaret bakımından gittikçe artmaktadır. Sertifikanın Türkiye’deki çevre korumaya ve dış ticarete katkısının değerlendirilmesi için 1 Şubat 2006 - 3 Mart 2006 tarihleri arasında 216 kuruluşa anket yapılmış ve anket sonuçları bu makalede değerlendirilmiştir
Anahtar Kelimeler: ISO 14001, Çevre Yönetim Sistemi, Çevre Performansı, Sürdürülebilir Çevre, Sürdürülebilir Ticaret
Giriş
Çevre sorunlarının 1960’lı yıllardan itibaren global olduğunun anlaşılmaya başlandığı görülmektedir. Birleşmiş Milletler’in de çevre sorunlarıyla ilgilenmeye bu tarihlerde başladığını ifade etmek mümkündür. O yıllarda ortaya çıkan çevre kirliliği krizlerinin çarpıcı örnekleri bunun nedenini göstermektedir.
“Londra ve New York’ta 1952 ve 1966 yılları arasında yaşanan hava kirliliği, 1953 ve 1965 yılları arasında Japonya’da Minamata ve Nigata’daki öldürücü cıva zehirlenmeleri, Kuzey Amerika’daki bazı göllerde yaşayan kuşların toplu olarak ölmeleri ya da DDT ve diğer pestisitlerin neden olduğu hastalık ve ölümler ...”
1970’li ve 1980’li yıllarda iyice artan sanayi faaliyetleri ve teknolojik hareketlilik, çevre sorunları ve kalkınma ikileminin artık kabul edilemez bir noktaya ulaştığını göstermiştir. 1983 yılında BM Genel Sekreteri tarafından değişmenin global gündemini oluşturmak üzere görevlendirilen Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu’nun raporunu hazırlamaya başladığı Ekim 1984’ten Nisan 1987’ye kadar olan süreçte çevre krizlerinin boyutu gittikçe artmıştır.
“Hindistan’ın Bhopal yöresindeki zirai mücadele ilaç fabrikasındaki bir sızma 2000’den fazla insanın ölümüne sebebiyet vermiş, ayrıca 200 000 veya daha fazla kişinin kör olmasına veya zarar görmesine yol açmıştır.
Çernobil nükleer reaktöründeki patlama, nükleer radyasyonu tüm Avrupa’ya yaymış, gelecekte insanlarda kanser ihtimalini büyük ölçüde yükseltmiştir.”
Endüstriyel kazaların etkileri, kazadaki tehlikeli maddenin yoğunluğuna ve dayanıklılığına bağlı olarak büyük değişiklik gösterebilir. Yalnızca yangın ve patlamaların bulunduğu kazaların coğrafi ve iklimsel etkileri sınırlı olabilir, ancak 2001 yılının Eylül ayında Fransa’nın Toulouse şehrinde bir amonyum nitrat gübre fabrikasındaki patlamada olduğu gibi zehirli maddelerin havaya, suya ya da toprağa yayılmasıyla oluşan ‘domino etkisi’ sonucunda, bu etkiler çok büyük boyutlara ulaşabilir.
Bu bağlamda çevre sorunları, uluslararası alanda sadece kirlilik olarak dar bir şekilde ele alınırken, gelişmişlik ve az gelişmişlik sorunlarıyla bütünsel bir şekilde sürdürülebilir kalkınma temelinde değerlendirilmesi gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bunun yanında büyük çevre krizleri, çevre sorunlarının sınır tanımadığı gerçeğini de ortaya çıkararak uluslararası iş birliğinin ve dayanışmanın önemi anlaşılmış ve çevre korumada en güçlü unsur olmasına karşın ulus devletin, sınırlarının dışına taşan çevre kirlilikleri noktasında yine de yetersiz kaldığı gerçeğiyle karşılaşılmıştır.
Ortaya çıkan yetersizlik, uluslararası işbirliğinin gelişimini hızlandırarak sanayi alanında doğal kaynakların ekonomik kullanımını ve bu faaliyetler sonucu oluşan çevre kirliliklerinin kaynağında önlenmesini ya da etkisinin azaltılmasını sağlamaya yönelik çevre yönetim sistemleri geliştirilmiş ve sistemler birer standart olarak ilan edilmiştir. Standartların oluşturulmasına ilişkin temel bilgiler aşağıdaki başlık altında belirtilmiştir.
Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu (ISO)
Hükümet dışı bir organizasyon olan ISO’ya 146 ülkenin ulusal standartlar enstitüsü üyedir. Bununla birlikte ISO’nun özel bir durumu vardır. Hükümet dışı bir kuruluş olmasına karşın kendisine üye ulusal standartlar enstitülerinin bazılarının ülkesinin devlet yapısında yer alması, bazılarının devlet yapısında yer almayıp yine de devlet güdümünde olması ve bazılarının da kökünün özel sektör kuruluşlarında bulunması ISO’yu kamu ve özel sektör arasında bir konuma getirmektedir.
ISO hükümet dışı bir organizasyon olmasına karşın, Avrupa Birliği’nin ya da Birleşmiş Milletler’in bir kolu olduğu yönünde hatalı ve yaygın bir inanç olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla ISO, standartlarının uygulanması için herhangi bir güç kullanmamaktadır ve bunu empoze etmemektedir. Ancak bununla birlikte standardizasyonun küresel üretim ve tüketim ilişkilerinin gelişmesinde kilit bir rol oynaması nedeniyle standartlara uyum, örgütler bakımından yaşamsal bir konu olarak algılanmaktadır.
Standartlar ISO’da teknik komiteler yoluyla geliştirilmektedir. Teknik komiteler bu standarda ihtiyaç duyup onu talep eden sektörlerdeki uzmanlardan oluşmaktadır. Bunun yanında hükümet kuruluşları, tüketici örgütleri, çevreciler vb. örgütlerden uzmanlar da teknik komitelere katılabilmektedirler. Bu uzmanlar, ulusal delegasyon olarak ISO’nun üyesi olan ulusal enstitü tarafından seçilirler. Teknik komiteler çoğunlukla alt gruplara, alt gruplar da standardın yazımının gerçekleştiği çalışma gruplarına ayrılmaktadır.
ISO standartlarının gelişim sürecinde üç ana evreden söz edilmektedir. Bir standarda duyulan ihtiyaç, genellikle bu ihtiyacını ulusal üye enstitüsüne ileten bir sanayi sektörü tarafından gündeme getirilmektedir. Ulusal üye enstitü, bu yeni çalışma maddesini bir bütün olarak ISO’ya önermektedir. Bir uluslararası standarda olan ihtiyacın farkına varılması ve bu ihtiyacın resmi olarak kabul edilmesi durumunda ilk evre, gelecekteki standardın teknik faaliyet alanının tanımlanması olmaktadır. Bu evre, genellikle söz konusu sorunlarla ilgilenen ülkelerden gelen teknik uzmanlardan oluşmuş çalışma grupları içinde yerine getirilir. Standardın hangi teknik yönlerle donatılacağı üzerinde anlaşmaya yaklaşıldığında, ülkelerin standart içinde yer alan detaylı tariflemeleri müzakere ettiği ikinci evreye girilmektedir. Bu, konsensüse ulaşılan evredir. Son evre ise sonuçlanan uluslararası standart metninin resmi kabulünü içermektedir. Kabul edilen metin, bir ISO uluslararası standardı olarak yayınlanmasının ardından artık uluslararası standarttır.
“Çevre sorunları, insanlığın bugünkü ve gelecekteki yaşam temellerini tehdit ettiği sürece, küresel olma özelliğini koruyacaktır”. Çevre sorunlarının küresel olma özelliği nedeniyle ortaya konulacak çözümlerin de uluslararası olması gerekliliği, uluslararası kabul gören çevre yönetim sistemlerinin ve buna ilişkin standardın değerini daha da artırmıştır ve artırmaya devam etmektedir.
İster yerel düzeyde isterse küresel düzeyde etkisi hissedilsin doğal çevrenin kirlenmesi konusunun kuruluşların faaliyetlerinde dikkate alınması gereği vardır. Bu bağlamda işletme bilimi literatüründeki iki yaklaşımı değerlendirmede fayda bulunmaktadır. İlk yaklaşım “Pay Sahipleri Yaklaşımı”dır. Bu yaklaşımı savunanlar, işletmenin pay sahiplerinin değerlerini yükseltecek, kârlı faaliyetlerde bulunması gerektiğini ifade ederler.
Aynı zamanda toplumsal paydaşlara karşı sorumluluklarını da yerine getirmesini belirtirler fakat yine de işletmenin varlık nedeni, pay sahipleridir ve onların amaç ve çıkarları önde gelmektedir. Diğer yaklaşım ise “Paydaş Grup Yaklaşımı”dır. Bu yaklaşımı savunanlara göre, pay sahiplerinin koyduğu sermayeye ek olarak çalışanlar, kredi sağlayanlar, tüketiciler, vergi daireleri, resmi makamlar ve toplumsal paydaşlar da çeşitli nedenlerle işletmenin faaliyetlerini yürütebilmesi için girdiler sağlamaktadır. Dolayısıyla işletme pay sahiplerinin yanında diğer paydaş gruplarının çıkar ve amaçlarını da aynı öncelikle gözetmek zorundadır. Paydaş grup yaklaşımı çerçevesinde değerlendirildiğinde toplumun çıkar ve amaçları ile de bağlantılı olarak doğal çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde faaliyette bulunulması konusu öne çıkmaktadır.
Belirtilen çevre yönetim sistemlerinin varlığı çevre maliyetlerinin de işletme maliyetleri arasına girmesini sağlayarak işletmelerin salt kâr elde etme yönündeki hedeflerine atıkların azaltılması gibi yeni hedefler eklemiş ve işletmelerin faaliyetlerinin sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda gerçekleşmesine önemli bir katkı sağlamıştır.
ISO 14001 standardı, gönüllü uygulanacak bir standart olmasına karşın gerek işletmelerin sosyal sorumluluk boyutuyla çalışanlarına, müşterilerine ve topluma karşı sorumluluğu, gerekse de doğal çevrenin korunması yoluyla temiz ve çevreyi koruyarak üretimin yarattığı yeni pazar paylaşımları ve rekabet ile bu standardı uygulamak fiilen bir zorunluluğa dönüşmektedir. Çevre yönetim sistemi ve ISO 14001 standardına ilişkin bilgiler aşağıdaki bölümde belirtilmiştir.
Çevre Yönetim Sistemi
Çevre yönetimi ve sistem yaklaşımı birlikteliği, devletin ve sanayi sektörünün çevre konusunda yetersiz faaliyetlerine işaret edip; toplumun bu konudaki beklentilerini gerçekleştirmeye ve sürdürülebilirliği sağlamaya yönelik olarak gelişmiştir.
1970’lerin başından beri gelişmiş ülkelerde devlet kurumlarının zorlamasıyla çeşitli kuruluşlar tarafından çevre koruma uygulamaları gerçekleştirilmekle birlikte bu uygulamalar daha ziyade su ve gaz emisyonları ile atıkların yok edilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. İdari düzenlemeler, kuruluşları daha çok zehirli hava ve su atıklarını borunun/bacanın sonunda gerçekleşecek kontrol veya temizleme teknolojileri kullanarak azaltmaya yöneltmiştir. 1970’lerde ve 1980’lerde karmaşık, maliyeti yüksek ve hızla değişen idari düzenlemeleri uygulamaya çalışan kuruluşlar artık kirliliği emisyondan sonra kontrol etme yerine bunu fabrikada işlem aşamasında azaltan gönüllü kirlilik önleme uygulamalarını kabul etmeye başlamışlardır. Bazı kuruluşlar ise, çevre yönetim uygulamalarını daha geniş bir sisteme entegre etmeye başlamışlardır.
Entegre yönetim sistemlerinden biri olan çevre yönetim sistemi standartlarından ilki, Birleşik Krallık’ın Ulusal Standartlar Enstitüsü (British Standards Institute) tarafından 1992’de hazırlanan BS 7750 çevre yönetim sistemi standardıdır. Bunun devamında Avrupa Birliği tarafından Eko-Yönetim ve Denetim Planı (EMAS: Eco-Management And Audit Scheme) oluşturulmuştur. Son olarak da 1996 yılında ISO tarafından uluslararası işbirliği çerçevesinde dünyada en çok kabul gören çevre yönetim sistemi standardı olan ISO 14001 standardı oluşturulmuş ve ilan edilmiştir. Bütünleşik çevre politikası ve programları için bir süreç olarak çevre yönetim sistemlerinin ilerlemesi son on yılda daha da hızlanmıştır.
Çevre Yönetim Sistemi Standardı’nın temel yaklaşımı aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

Şekil 1. ISO 14000 Çevre Yönetim Sistemi Modeli.
Kaynak: David L. Goetsch, Stanley B. Davis, ISO 14000 Environmental Management, New Jersey, Prentice Hall Inc., 2001, s. 32.
Temel çalışma mekanizması, çatı işlevi olan bir çevre politikasının oluşturularak planlamanın yapılması ve bu plana göre gerçekleştirilen faaliyetlerin kontrol edilerek gerek duyulduğunda düzeltilmesidir. Son aşamada üst yönetimin gözden geçirmesi söz konusudur. Sürekli iyileşme temel hedeftir. Çevre yönetim sistemi ile örgütün üst yönetiminden en alttaki çalışanına kadar örgütün faaliyetlerinin çevreyle uyumu ve çevre koruma ve kullanma dengesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda çalışan eğitimleri, risk analizleri ve kirlilik önleme ve azaltma çalışmaları sistemin içinde yer almaktadır. Bütünleşik olarak örgütün tüm fonksiyonlarında doğal çevrenin korunması faktörünü göz önünde tutan bir sistemdir. Bu sistemi Türkiye’de uygulayan kuruluşların sistemden özellikle çevre koruma ve ticarete ilişkin faydalar elde edip etmediği bilgisine ulaşmak, alan araştırmasının temel amacıdır. Alan araştırmasının sonuçları aşağıda değerlendirilmiştir.
Türkiye’de Durum Analizi
Bu araştırmanın amacı, çevre yönetim sistemlerini kurmuş ve ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı sertifikasını almış Türkiye’de faaliyet gösteren kamu ve özel sektör kuruluşlarının sistemden fayda elde edip etmediklerinin ve sürdürülebilir kalkınma ile çevre koruma-kullanma dengesinin sağlanmasına sistemin katkısının olup olmadığının tespit edilmesidir.
Araştırmanın Sınırlılıkları
Bu araştırma Türk Standartları Enstitüsü’nün Ocak 2006 itibariyle ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı ile belgelendirmiş olduğu ve belgesi devam edip Türkiye’de faaliyet gösteren kuruluşlar ile sınırlıdır.
Araştırmanın Örneklemi
Araştırmanın örneklemini, Ocak 2006 itibariyle Türk Standartları Enstitüsü’nün ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı ile belgelendirmiş olduğu ve belgesi devam edip Türkiye’de faaliyet gösteren kuruluşlar oluşturmaktadır. Örnekleme ulaşabilmek için TSE’den, belgelendirdiği ve belgesi halen devam eden kuruluşların listesi temin edilmiştir. Listeye göre Ocak 2006 itibariyle sertifikaya sahip 256 kuruluş bulunmaktadır.
Bu kuruluşlar arasında yer alan ve Türkiye dışında faaliyette bulunan 5 yabancı kuruluş listeden çıkarılmıştır. Ayrıca anket uygulanmadan önce kuruluşların her birine telefon edilerek elektronik posta ve faks bilgileri doğrulanmaya çalışılmıştır. Bu noktada 35 kuruluşa ulaşmak mümkün olmamıştır. Belirtilen nedenlerle örneklem sayısı 216 olarak belirlenmiştir.
Elektronik posta ve faks aracılığıyla gerçekleştirilen anket çalışmasındaki anketlerin geri dönüş oranı %44’tür (216 kuruluştan 95 kuruluş). Geri dönen anketlerin tamamı (95 anket), araştırmanın analizine dahil edilmiştir.
484 Review of Social, Economic & Business Studies, Vol.9/10, 477-500
Verilerin Toplanmasında İzlenilen Yol
Çalışmada kullanılan anketler, kendilerine ulaşılan örneklemin tümüne iletilmiştir (216 kuruluş). Anketler, 1 Şubat 2006 - 3 Mart 2006 tarihleri arasında araştırmacı tarafından kuruluşların çevre yönetim sistemiyle doğrudan ilişkili olduğu belirlenen yetkilisine elektronik posta veya faks yoluyla iletilmiş ve belirtilen yetkililerin her birisiyle telefon görüşmesi yapılarak anketlerin geri dönüş sayısının artması hedeflenmiştir. Anketler yukarıda belirtilen süre içerisinde geri dönmüştür.
Bulgular
Tablo 1. Katılımcı Kuruluşların Özellikleri
N Yüzde Geçerli Yüzde
1 76 80,0 80,9
2 14 14,7 14,9
3 4 4,2 4,3
Toplam 94 98,9 100,0
Kayıp 1 1,1
Toplam 95 100,0
1. Türk ortakların payının %50’den fazla olduğu kuruluşlar
2. Yabancı ortakların payının %50’den fazla olduğu kuruluşlar
3. Kamu kuruluşu
Bu soruda, kuruluşların sertifika sahipliği ile ortaklık yapısı arasındaki ilişki incelenmek istenmiştir. Kayıplar ihmal edildiğinde ankete katılan kuruluşların %80,9’unda Türk ortakların payının %50’den fazla olduğu görülmektedir. Bu nedenle ISO 14001 sertifikasının yabancı ortakların payının daha yüksek olduğu kuruluşlarda bulunacağı varsayımı doğrulanamamıştır. Bu sonuç Nemli’nin çalışmasında elde ettiği sonuçla örtüşmektedir. Bunun yanında toplumsal sorumluluk çerçevesinde kamu kuruluşlarının yetersiz derecede de olsa ISO 14001 sertifikasının farkında olmaya başlaması ve sertifika sahipliği önemli bir bulgudur.
Tablo 2. Faaliyette Bulunulan Sektör
N Yüzde Geçerli Yüzde
Hizmet Sektörü 14 14,7 14,7
İmalat Sektörü 65 68,4 68,4
Ticaret Sektörü 14 14,7 14,7
Diğer 2 2,1 2,1
Toplam 95 100,0 100,0
Anket yapılan kuruluşların faaliyette bulunduğu sektörlere bakıldığında, ankete katılanların %68,4’ünün imalat sektöründe faaliyette bulunduğu görülmektedir. Bunu %14,7 oranlarıyla hizmet ve ticaret sektöründe faaliyet gösterenler izlemektedir. %2,1’lik orana sahip ”diğer” kategorisinde yer alan kuruluşlar ise amacı üyelerinin ihtiyaçlarını ve beklentilerini tatmin edecek kalitede hizmet sunmak, ülkenin ticari ve ekonomik hayatının gelişmesini sağlayıcı katkılarda bulunmak olan İzmir Ticaret Odası ve Türk Silahlı Kuvvetleri 1.Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanlığı’dır.
Çevre kirliliğinin temel çıkış noktası imalat aşaması olduğu için imalat sektöründe faaliyette bulunanların sayısının yüksek olduğu değerlendirmesi yapılabilir. Bunun yanında milli savunma görevi yaparak tam kamusal hizmette bulunan ordunun bu sertifikayı elde etmesi de kamuya yol göstericilik bakımından önem taşımaktadır.
Referans URL