10-06-2008, 09:11 AM
İç giyimciler Afrika’da yatırım yapacak ülke arıyor
İç giyim sektörü, kur baskısı yüzünden yeni üretim alanları arıyor. Geçtiğimiz yılı -pek çok sektörün aksine- büyüyerek kapatan iç giyim sektörü, artık müşterilerin ucuz malları Çin’e yaptırması nedeni ile hız ve katma değer gerektiren ürünlere yöneliyor. Ama değişken kurlar ve aşırı değerli TL firmaların zaten daralan kâr marjlarını daha da aşağıya çekiyor. İç giyimin en önemli özelliklerinden birisi de en büyük pazarı olan Avrupa’nın yüzde 10-15 civarında olan yakın market alımının sadece 8.2’sini karşılıyor olması. Bir başka deyişle, Çin’den sonra dünyanın en büyük iç giyim üreticisi olan Türkiye, Avrupa’ya daha çok mal satabileceğini biliyor. Ama üretimi Türkiye’de gerçekleştirdiği takdirde zarar etme riskiyle karşı karşıya olan iç giyim firmaları, Kuzey Afrika’da üretim imkânlarını araştırıyor.
Eko Tekstil, burada üretime ve sevkıyata başlayan ilk firma. Casablanca’da üretim yapan firmanın Fas’ı tercih etmesindeki ilk neden, stabile bir ekonomiye sahip olması. Ayrıca ülkenin, ABD ile serbest ticaret anlaşmasının bulunması, ulaşım kolaylıkları ve işçi maliyetlerinin daha düşük olması da cabası. Firmasının üretiminin üçte birini Casablanca’ya taşıyan firmanın sahibi Özcan Sümer, üretimlerini Fas’a taşıyarak firması adına iyi, ama ülke istihdamı adına kötü bir şey yaptıklarını ve bu konuda araştırma yapan başka iç giyim firmalarının da olduğunu belirtti. Sümer’le, sektörün bu tercihin nedenlerini konuştuk.
Yurtdışında üretime neden başladınız? Ve neden Fas?
Bizim Fas’a gitmemizin pek çok nedeni var. Ürün verdiğimiz pazara yakın olması bunlardan biri. Ayrıca enflasyon, deflasyon, devalüasyon gibi sorunlarla karşılaşılmayacak istikrarlı bir ekonomiye sahip. Sık sık değişen işçi ücretleri ve vergi oranları da yok. Fas aynı zamanda Avrupa’ya hızlı yükleme yapabileceğimiz bir ülke. İstanbul Boğaz’ından biraz daha geniş olan Cebelitarık’ı geçen tırlar, Avrupa’nın muhtelif şehirlerine kolaylıkla ulaşıyor. Ayrıca Fas’ın ABD ile serbest ticaret anlaşması var. Türk tekstili Amerika piyasasını çok önceleri -yani Çin’den de önce- kaybetmişti, bu nedenle, bu tür çalışmaların pazarda yeniden güçlenmek için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Türkiye’den Amerika’ya 21 günde mal sevk edebiliyoruz, Fas’tansa 7 günde. Böylece ABD’ye neredeyse Türkiye’nin Avrupa’ya verdiği terminde mal verebiliyoruz. Ayrıca 7 günlük taşıma maliyeti ile 21 günlük taşıma maliyeti farkını ve yüzde 20’ye varan vergi indirimi avantajını eklerseniz, Fas’ta üretim yapmak bizim için son derece cazip. Bir de işçilik maliyetlerinin yüzde 20 düşük olması var, ama biz Fas’ta üretimyapmaya, işçilik fiyatlarındaki farktan dolayı değil, ihracat yapmaya müsait yapısından dolayı başladık. İşte Fas’ın bu özelliği nedeni ile Marks&Spencer, GAP gibi firmalar orada ofis açmış durumda. Fas ilk 2-3 yıl için bize avantaj sağlayacak. Ayrıca ikinci planımız da Ukrayna üzerine. Ukrayna’da işçilik daha ucuz. O da Fas gibi Avrupa’ya iki gün mesafede. Ayrıca Ukrayna’ya sadece 20 saatte hammadde gönderebiliyorsunuz.
Peki istihdamı yurtdışına taşıma konusunda sektörün şu andaki durumu ne?
1999-2000 yıllarında Bulgaristan ve Romanya’da üretim yapan arkadaşlarımız oldu, ama geri döndüler. Sanıyorum iç giyimde şu anda yurtdışında üretim yapan ve oradan sevkıyata başlayan tek biziz. Casablanca’da üretim yapma konusundaki memnuniyetimizi gören sektörden bazı arkadaşlarımız, oraya gelip fizibilite araştırmaları yapıyorlar. Geçen hafta Türkiye’den hazır giyimci bazı arkadaşlarımız fizibilite araştırması için Mısır’a gitti. Önümüzdeki ay biz de bu tür bir ziyaret yapacağız. Zaten Türkiye’nin önünde üç seçenek var; ya sabit yatırımları bir yana, bilgi birikimini çöpe atacak, ya markalaşacak ya da sahip olduğu bilgiyi aktarabileceği, kendine yakın alanlarda üretim üssü kuracak.
Markalaşma, Türkiye istihdamı ve Türkiye ihracatı için tek seçenek olamaz. Çünkü markalaşmayı başarmak yüksek ciro sağlar, ama yüksek istihdam sağlamaz. Ayrıca herkes marka yaratmak zorunda değil, bu alanda herkes başarılı da olamaz. Ama şu da bir gerçek ki üretim kaydırma ya da markalaşmadan birini yapamayan firmalar yok olup gidecek. Türkiye’de bu tablonun ortaya çıkmasında hatayı üçe ayırabiliriz: Hükümet (siyasi otorite), Merkez Bankası ve
sektör…
Sektörün çok büyük hataları oldu. 2005’te uygulamaya konacağı, 1995’te belli olan bir liberasyon için, neredeyse 2005’te önlem almaya başladı. Geç kaldı. Bu nedenle bana göre hatanın üçte biri bizim. Ama üçte ikisi ekonomiyi yönetenlerin. Biz sanayiciler olarak, ekonomi hakkında hiçbir şeyi bilmiyor ve öngöremiyoruz artık. Merkez Bankası’nın 1.720 diye öngördüğü kurlar 1.550’ye düştü. Merkez Bankası bizi spekülasyona itiyor, ama ben sanayiciyim, spekülatör değilim. Benim üretime, tasarıma, kaliteye odaklanmam gerekiyor. Spekülatörlük yapamayacağıma göre, Merkez Bankası’nın söylediği rakamlarla, gerçek rakamlar arasındaki farkı nasıl ödeyeceğim!.. İşte Fas’ta bu tür olaylar yok. Son beş yılda Avrupa ölçeğinde bir ekonomiye sahip olduğu için net, istikrarlı bir fiyat verebiliyoruz.
Sektörü eleştiren Merkez Bankası Başkanı dahi şunu söylüyor: “Yıllarca çok para kazandınız, biraz kaybedin”. Türkiye’de “milli” olan tek sanayi hazır giyimdir. Bankacılık, pazarlama, ulaştırma gibi sektörlerin hepsi milli olmaktan çıktı. İhraç etmek, makro ekonomik düzlemde tasarruf etmek demektir.
Ayrıca Türk hazır giyimi bu ülkenin en fazla insan istihdam eden sektörüdür. Ama bu, hükümete, ne başbakanla yapılan en son toplantıda ne de bir önceki toplantıda anlatılamamıştır. Halbuki -ister kayıtdışı olsun ister kayıtiçi- bu sektörde çalışan iki-iki buçuk milyon insanın çoğu bu hükümetin seçmenleri. Bunu söylerken milliyetçilik yapmak istemiyorum, ama tamamen ulusal bir sektör bu. Çalışanı biziz, üreteni biziz, sermayenin sahibi biziz. Burada kazanılan burada kalıyor.
İç giyim sektörü, kur baskısı yüzünden yeni üretim alanları arıyor. Geçtiğimiz yılı -pek çok sektörün aksine- büyüyerek kapatan iç giyim sektörü, artık müşterilerin ucuz malları Çin’e yaptırması nedeni ile hız ve katma değer gerektiren ürünlere yöneliyor. Ama değişken kurlar ve aşırı değerli TL firmaların zaten daralan kâr marjlarını daha da aşağıya çekiyor. İç giyimin en önemli özelliklerinden birisi de en büyük pazarı olan Avrupa’nın yüzde 10-15 civarında olan yakın market alımının sadece 8.2’sini karşılıyor olması. Bir başka deyişle, Çin’den sonra dünyanın en büyük iç giyim üreticisi olan Türkiye, Avrupa’ya daha çok mal satabileceğini biliyor. Ama üretimi Türkiye’de gerçekleştirdiği takdirde zarar etme riskiyle karşı karşıya olan iç giyim firmaları, Kuzey Afrika’da üretim imkânlarını araştırıyor.
Eko Tekstil, burada üretime ve sevkıyata başlayan ilk firma. Casablanca’da üretim yapan firmanın Fas’ı tercih etmesindeki ilk neden, stabile bir ekonomiye sahip olması. Ayrıca ülkenin, ABD ile serbest ticaret anlaşmasının bulunması, ulaşım kolaylıkları ve işçi maliyetlerinin daha düşük olması da cabası. Firmasının üretiminin üçte birini Casablanca’ya taşıyan firmanın sahibi Özcan Sümer, üretimlerini Fas’a taşıyarak firması adına iyi, ama ülke istihdamı adına kötü bir şey yaptıklarını ve bu konuda araştırma yapan başka iç giyim firmalarının da olduğunu belirtti. Sümer’le, sektörün bu tercihin nedenlerini konuştuk.
Yurtdışında üretime neden başladınız? Ve neden Fas?
Bizim Fas’a gitmemizin pek çok nedeni var. Ürün verdiğimiz pazara yakın olması bunlardan biri. Ayrıca enflasyon, deflasyon, devalüasyon gibi sorunlarla karşılaşılmayacak istikrarlı bir ekonomiye sahip. Sık sık değişen işçi ücretleri ve vergi oranları da yok. Fas aynı zamanda Avrupa’ya hızlı yükleme yapabileceğimiz bir ülke. İstanbul Boğaz’ından biraz daha geniş olan Cebelitarık’ı geçen tırlar, Avrupa’nın muhtelif şehirlerine kolaylıkla ulaşıyor. Ayrıca Fas’ın ABD ile serbest ticaret anlaşması var. Türk tekstili Amerika piyasasını çok önceleri -yani Çin’den de önce- kaybetmişti, bu nedenle, bu tür çalışmaların pazarda yeniden güçlenmek için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Türkiye’den Amerika’ya 21 günde mal sevk edebiliyoruz, Fas’tansa 7 günde. Böylece ABD’ye neredeyse Türkiye’nin Avrupa’ya verdiği terminde mal verebiliyoruz. Ayrıca 7 günlük taşıma maliyeti ile 21 günlük taşıma maliyeti farkını ve yüzde 20’ye varan vergi indirimi avantajını eklerseniz, Fas’ta üretim yapmak bizim için son derece cazip. Bir de işçilik maliyetlerinin yüzde 20 düşük olması var, ama biz Fas’ta üretimyapmaya, işçilik fiyatlarındaki farktan dolayı değil, ihracat yapmaya müsait yapısından dolayı başladık. İşte Fas’ın bu özelliği nedeni ile Marks&Spencer, GAP gibi firmalar orada ofis açmış durumda. Fas ilk 2-3 yıl için bize avantaj sağlayacak. Ayrıca ikinci planımız da Ukrayna üzerine. Ukrayna’da işçilik daha ucuz. O da Fas gibi Avrupa’ya iki gün mesafede. Ayrıca Ukrayna’ya sadece 20 saatte hammadde gönderebiliyorsunuz.
Peki istihdamı yurtdışına taşıma konusunda sektörün şu andaki durumu ne?
1999-2000 yıllarında Bulgaristan ve Romanya’da üretim yapan arkadaşlarımız oldu, ama geri döndüler. Sanıyorum iç giyimde şu anda yurtdışında üretim yapan ve oradan sevkıyata başlayan tek biziz. Casablanca’da üretim yapma konusundaki memnuniyetimizi gören sektörden bazı arkadaşlarımız, oraya gelip fizibilite araştırmaları yapıyorlar. Geçen hafta Türkiye’den hazır giyimci bazı arkadaşlarımız fizibilite araştırması için Mısır’a gitti. Önümüzdeki ay biz de bu tür bir ziyaret yapacağız. Zaten Türkiye’nin önünde üç seçenek var; ya sabit yatırımları bir yana, bilgi birikimini çöpe atacak, ya markalaşacak ya da sahip olduğu bilgiyi aktarabileceği, kendine yakın alanlarda üretim üssü kuracak.
Markalaşma, Türkiye istihdamı ve Türkiye ihracatı için tek seçenek olamaz. Çünkü markalaşmayı başarmak yüksek ciro sağlar, ama yüksek istihdam sağlamaz. Ayrıca herkes marka yaratmak zorunda değil, bu alanda herkes başarılı da olamaz. Ama şu da bir gerçek ki üretim kaydırma ya da markalaşmadan birini yapamayan firmalar yok olup gidecek. Türkiye’de bu tablonun ortaya çıkmasında hatayı üçe ayırabiliriz: Hükümet (siyasi otorite), Merkez Bankası ve
sektör…
Sektörün çok büyük hataları oldu. 2005’te uygulamaya konacağı, 1995’te belli olan bir liberasyon için, neredeyse 2005’te önlem almaya başladı. Geç kaldı. Bu nedenle bana göre hatanın üçte biri bizim. Ama üçte ikisi ekonomiyi yönetenlerin. Biz sanayiciler olarak, ekonomi hakkında hiçbir şeyi bilmiyor ve öngöremiyoruz artık. Merkez Bankası’nın 1.720 diye öngördüğü kurlar 1.550’ye düştü. Merkez Bankası bizi spekülasyona itiyor, ama ben sanayiciyim, spekülatör değilim. Benim üretime, tasarıma, kaliteye odaklanmam gerekiyor. Spekülatörlük yapamayacağıma göre, Merkez Bankası’nın söylediği rakamlarla, gerçek rakamlar arasındaki farkı nasıl ödeyeceğim!.. İşte Fas’ta bu tür olaylar yok. Son beş yılda Avrupa ölçeğinde bir ekonomiye sahip olduğu için net, istikrarlı bir fiyat verebiliyoruz.
Sektörü eleştiren Merkez Bankası Başkanı dahi şunu söylüyor: “Yıllarca çok para kazandınız, biraz kaybedin”. Türkiye’de “milli” olan tek sanayi hazır giyimdir. Bankacılık, pazarlama, ulaştırma gibi sektörlerin hepsi milli olmaktan çıktı. İhraç etmek, makro ekonomik düzlemde tasarruf etmek demektir.
Ayrıca Türk hazır giyimi bu ülkenin en fazla insan istihdam eden sektörüdür. Ama bu, hükümete, ne başbakanla yapılan en son toplantıda ne de bir önceki toplantıda anlatılamamıştır. Halbuki -ister kayıtdışı olsun ister kayıtiçi- bu sektörde çalışan iki-iki buçuk milyon insanın çoğu bu hükümetin seçmenleri. Bunu söylerken milliyetçilik yapmak istemiyorum, ama tamamen ulusal bir sektör bu. Çalışanı biziz, üreteni biziz, sermayenin sahibi biziz. Burada kazanılan burada kalıyor.